Çemberlitaş Hamamı, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

26, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Kent Rehberi

Çemberlitaş Hamamı

Çemberlitaş Hamamı; Çemberlitaş’ta Divanyolu üzerinde I. Constantinus’un (m.s. 324-337) diktirdiği anıtın Vezir hanı tarafında yer alır. Hamam Sultan II. Selim’in kadını ve Sultan III. Murad’ın annesi Nûrbânû Sultan tarafından Üsküdar’da Toptaşı’nda Vâlide-i Atik Külliyesi’ne gelir getirmesi için 1584 yılında, Mimar Sinan’a yaptırılmış ve vakfedilmiştir.

Birbirinin tamamen benzeri ve yan yana bitişik kadınlar ve erkekler kısımdan oluşan bu çifte hamam; Valide Sultan Hamamı, Gül Hamamı, isimleriyle de anılmıştır. Günümüzde turistik hamam sefalarıyla yapancı konuklarını ağırlamaya devam eden hamam, 16. yüzyıl Osmanlı hamam mimarisinin şaheserlerinden biridir.

Kapalıçarşı yakınında bulunan Hamamın camekânı (soyunma odası) kubbeyle örtülmüş ve camekânın etrafına üç katlı soyunma odaları inşa edilmiştir. Camekândan üstü üç kubbeyle örtülü ılıklığa geçilir. Ilıklıktan ise hamam mimarisinin ana yapısı olan harareye geçilmektedir. Hararenin dört köşesinde; üzeri kubbeyle örtülü dört halvet (Hamamlarda çok sıcak küçük yer), toplam altı sofa ve büyük kubbeyi taşıyan on iki sütun vardır. Halvetlerin önünde ise Köprülü Mehmet tarafından yerleştirildiği söylenen göbek taşları yer alır. Göbek taşlarında bugün bazı yerleri silinmiş olan Osmanlı yazıtları bulunur ki bunlar, tarihin fantastik dehlizlerinden günümüze kalan enfes dokulardır.

Tarihi yapının kadınlar kısmındaki camekân, yol çalışmaları esnasında kesilmiş ve bir dönem börekçi olarak faaliyet göstermiştir. Ayrıca, kadınlar kısmının yıkanma yerleri de kâğıt deposu olarak bir dönem kullanıldıktan sonra; Hamam, 1988 yılında restore edilmiş ve ziyaretçilere açılmıştır.

Erkekler kısmının girişi Vezir Hanı Caddesi üzerindedir ve yol kotunun zamanla yükselmesi sonucunda bugün on basamakla inilen çukur bir giriş niteliğindedir. Giriş üzerinde bir saçak mevcuttur. Giriş kapısı üzerinde etrafı rumilerle bezeli üç sıra halinde hazırlanmış altı mısralı bir kitabe vardır. Kadınlar kısmının girişi ise Divanyolu Caddesi üzerinde Sultan Mahmut Türbesi tarafında iken, bugün kadınlar da erkekler girişini kullanmakta ve içeriden yeni açılan bir yan kapı ile kendi bölümlerine ayrılmaktadırlar. Bugün sadece kadınlar kısmının aydınlık feneri orijinal durumdadır.

Yine her iki kısımdan da üçer kubbe ile örtülü ılıklığa geçilir. Ilıklıkta orta kubbenin altından girilen ahşap bir kapı ile sıcaklık bölümüne geçilir. Çemberlitaş Hamamı’nın sıcaklık bölümlerinin planında hamam mimarisindeki geleneklerden tamamıyla uzaklaşılmıştır. Bu, Mimar Sinan’ın farklı denemeler yapmayı sevmesi ile açıklanmaktadır. Dıştan kare olan bu mekânlar içeride çepeçevre on iki sütundan meydana gelen bir sütun halkası ile on iki köşeli bir çokgene dönüştürülmüştür. Onikigen ile dış kare arasında kalan dört köşeye büyük bir ustalıkla kubbeli halvet hücreleri yerleştirilmiştir. Halvetler arasında da dört adet sofa oluşturulmuştur. Sıcaklığa bu sofalardan birinden girilmektedir. Sıcaklık bölümünü örten büyük kubbeyi baklavalı başlıklı sütunlar üzerindeki sivri kemerler taşımaktadır. Köşelerdeki halvet hücreleri mermer şebekelerle ana mekândan ayrılırlar ve bu şebekelerin üzeri lale şeklindedir. Şebekelerin her yan ve ön yüzünde birer kitabe vardır ve halvete ön yüzdeki kemerli bir kapı ile girilir. Bunların üzerlerinde beyitler işlenmiştir ve üçgen biçimindeki alınlıkları ise tomurcuklarla bezenmiştir. Hamamın toplam 38 kurnası vardır. Kubbenin altında çok yüzlü büyük bir göbek taşı bulunmaktadır.

Yapı, Mimar Sinan’ın son dönem eserleri arasındadır. Ustalığının son döneminde de sadelikten vazgeçmeden fonksiyon zenginliği, zarafet ve dinginliği bu yapıda buluşturmuştur.

Yağ ve sabunla masaj gibi hamam keyfinin vazgeçilmez hizmetleri de verilen ve İstanbul’un en güzel hamamlarından biri olarak geçmişten geleceğe sürdürdüğü yolculuğu, tüm tarihi eserlerimiz gibi devam ettirmeye çalışan Çemberlitaş Hamamı, bugün Baltacı ve Bayrak aileleri tarafından ortaklaşa işletiliyor.

Sizler de tarihin yıkıntıları arasında yaşamayı bilmiş bu eşsiz mirası tanımak istiyorsanız, Çemberlitaş Hamamı’na gitmeyi unutmayın…

Adres : Vezirhan Caddesi No:8, 34440 Çemberlitaş – İstanbul / Türkiye

Tel : 0212. 522 79 74 – 0212. 520 18 50

Faks : 0212. 511 25 35

Web : http://www.cemberlitashamami.com.tr/

Süleymaniye Külliyesi, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

22, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Süleymaniye Külliyesi

Osmanlı Tarihi’nden günümüze kalmış en önemli eserlerden biri olarak ziyaretçilerini bekleyen Süleymaniye Külliyesi’ni tanıtmak istiyoruz.

Süleymaniye Külliyesi, Eminönü ilçesinde, kendi adıyla anılan semttedir. İstanbul yarımadasının Haliç, Marmara, Topkapı Sarayı ve Boğaziçi’ni gören ortadaki en yüksek tepesinde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan caminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557’de tamamlanmıştır. Bozcaada, İzmit, Mut, Ezine, Gazze ve Lübnan gibi farklı yerlerden taş örnekleri ve sütunlar İstanbul’a taşınmış; Külliye’nin yapımında kullanılmak için İmparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden malzemeler getirtilmiştir.

Osmanlı külliyeleri içinde Fatih Külliyesi’nden sonra ikinci büyük külliye olan Süleymaniye Külliyesi’nin 15 bölümünden biri, Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii’dir. Medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânların merkezinde olacak şekilde inşa edilen Cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekâbirin yerleştiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez olma özelliği taşımaktadır. Diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi avlunun dört köşesine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları inanılmazdır. Caminin dört minaresi, Kanuni’nin İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah oluşunu; minarelerdeki on şerefeyse, Osmanlı tarihinin onuncu padişahı oluşunu simgeler. Caminin ana kubbesinin kemeri, Mimar Sinan tarafından Kemeri Kübra, yani Kudret Kemeri olarak adlandırılmıştır. Cami 128 adet pencereyle ve onlarca kandille aydınlatılmış; bu kandillerden çıkan isin duvarları kirletmemesi ve ayrıca; isten hat sanatında kullanılan mürekkep yapımında yararlanmak için girişin üzerine bir is odası inşa edilmiştir.

Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarına paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi`nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam, 1980`de restore edilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin en ihtişamlı günlerinin mirası olarak günümüze kalan Külliye’nin kuzeybatısına düşen yolda ve cami bahçesinin karşısında Külliye yemekhanesi Darüzziyafe ve Külliye misafirhanesi olan Tabhane bulunur. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır.

Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan`a ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin kubbesi yıldızlarla donanmış gökyüzü imajını vermesi için, içeriden, metalik plakalar arasına yerleştirilmiş pırlantalarla (elmaslarla) süslenmiştir. Kanuni‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan da gömülüdür. Büyük bir ustalıkla bu muhteşem esere hayat veren Mimar Sinan’ın türbesi ise dış avlu duvarlarının karşısında mütevazı küçük bir yapıdır.

Süleymaniye Camii hakkında ayrıntılı bilgi için

Web : http://www.suleymaniyecamii.com/

Hidiv Kasrı, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

20, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Hidiv Kasrı

Tarihimizin önemli eserlerinden birini daha tanıtmak istiyoruz. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur tarafından Klasik Türk Mutfağı’ndan lezzetler sunan bir restoran olarak işletilen, aynı zamanda düğün, seminer ve toplantılara da ev sahipliği yapan Hidiv Kasrı, yeni konuklarını bekliyor…

Mısır bağımsızlığını ilan ettiği sırada, İstanbul’da V. Mehmet Reşat’la görüşmede bulunan Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa, görevinden alınır. Ailesi ile birlikte İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında bulunan Beykoz ilçesine yerleşir. Abbas Hilmi Paşa bu ilçede, 1907’de İtalyan Mimar Delfo Seminati’ye Çubuklu sırtlarında inşa ettirdiği, 1000 m2’lik alanda ve “art-nouveau” süsleme tarzına sahip Hidiv Kasrı’na yerleşir. Hıdiv, Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır valilerine verdiği unvandır.

Hidiv Kasrı’nın ana girişinin ortasında mermerden yapılmış ihtişamlı bir çeşme vardır. Ayrıca içerisinde birçok çeşme ve havuz bulunan Kasrın salonları arasındaki bağlantılar, havuzun etrafında daire çizer ve bu daire yalnızca giriş holünde kesilir.

Tavanı vitrayla kaplı Hidiv Kasrı’nın giriş katında şömineli salonun üstünde, daire biçimindeki parçada yer alan iki büyük yatak odaları oldukça dikkat çekici şekilde tasarlanmıştır. Binanın bir diğer özelliği ise; Boğaziçi’nin yarısının seyredilebildiği kulesidir. Hem asansör, hem de merdivenle çıkılabilen bu kulenin balkonlu bir orta katı ve üstü açık bir terası mevcuttur. Aynı zamanda üst katta özel odalar da vardır. Ünü Avrupa’ ya kadar giden ve İstanbul ‘un en büyük gül bahçesine sahip bu mekânın bir özelliği de Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren kulesinin İstanbul ‘un zamanında buharla çalışan ilk asansörlerinden birine sahip oluşudur.

Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın 1930’lu yıllarda İstanbul‘u terk etmesinden sonra İstanbul Belediyesi’nce satın alınan Hidiv Kasrı, 1937–1982 yılları arasında pek kullanılmamıştır. Sadece zaman zaman film çekimi için kiraya verilmiş, fakat bu esnada çok hor davranılmış ve hatta yeterli ışık gelsin diye tavandaki çok değerli vitraylar dahi kırılmıştır. 1982 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından restorasyon başlatılmış ve 1984 yılında otel, restoran ve kafe olarak hizmete girmiştir.

1980’lerde Çelik Gülersoy tarafından restore edilen Kasır, bir süre otel olarak hizmet vermiştir. Şu anda lokanta ve sosyal tesis olarak kullanılmaktadır.

Müthiş manzarası ile yeşillikler içindeki bu huzurlu mekânda yemek keyfini sakın kaçırmayın…

Adres : Hıdiv Yolu No:32, Çubuklu – Beykoz / İstanbul

Tel : 0216. 413 96 44

Eyüp Sultan Külliyesi, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

19, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Eyüp Sultan Külliyesi

Kendi adını verdiği semtin merkezinde, Haliç kenarında ve bizce en önemlisi şahane manzarasıyla İstanbul’u ayaklarınızın altına seren Piyer Loti’den bakınca içinize ruh dinginliği veren Eyüp Sultan Külliyesi’ni ziyaret etmeye ne dersiniz.

Eyüp Sultan, İstanbul’un en çok ziyaret edilen külliyelerinden biridir. Külliye, camii, türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretten oluşmaktaydı. Külliye’nin adı, Emevilerin İstanbul kuşatmasına katılan ve burada şehit olan Mihmandar-ı Resulullah Halid bin Ebu Eyüp el-Ensari’den gelmektedir. Aynı zamanda sahabe olan ve Hz. Muhammed`i Medine`ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari`ye ait türbe de Külliye’de bulunmaktadır. İstanbul`un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed`in hocası Akşemseddin, mezarın bulunduğu yeri rüyasında görmüş ve Fatih de ilk iş olarak buraya bir türbe yaptırmıştır.

Eyüp Sultan Külliyesi; Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldıktan sonra yaptırdığı ilk yapı topluluğu olması açısından önemlidir. Külliye, Caminin bina edildiği yıl olarak bilinen 1459 yılını izleyen yıllarla birlikte ilk şeklini almıştır. 1459 yılında, yine Fatih tarafından, türbenin yanına cami, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış, böylece külliye oluşmuştur. Caminin bir ana kubbesi ve 1723 yılında eskilerine göre daha uzun olarak inşa edilen iki minaresi vardır. İçindeki süslemeleri oldukça sade olan Cami, bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeler sadelikten uzak ve dikkat çekicidir.

İslam Dünyası’nın kutsal yerlerinden biri olan Külliye, günümüze kadar birçok yenileme çalışmasına sahne olmuş ve bu çalışmalarda büyük ölçüde özgün biçimini yitirmiştir. Özellikle 1766 yılında gerçekleşen İstanbul depremi sonrası, külliyenin büyük çapta hasar görmesi üzerine;  III. Selim 1798 yılında caminin tamamen yıkılmasına ve aynı yere yeni bir caminin bina edilmesine karar vermiştir. Uzun Hüseyin Ağa’nın başında bulunduğu bir ekip tarafından yapılan bu cami, 24 Ekim 1800 yılında III. Selim tarafından ibadete açılmıştır.

Külliye camii; ilk inşa edilen caminin tasarımına nazaran büyük ölçüde farklı özellikler gösterir. Küfeki taşından yapılan Caminin ana kubbesi, aynı çapta birer yarım kubbe ile desteklenmiş ve caminin aydınlık görüntüsü; merkez kubbenin kasnağında ve yarım kubbelerde bulunan pencere açıklıklarıyla güçlendirilmiştir. Kubbeli revaklarla çerçevelenmiş caminin iç avlusunun ortasında kısmet çeşmeleri olarak bilinen küçük çeşmeler bulunur. Beyaz mermer yontusu olan bu çeşmelerde kullanılan motifler ve mimari elemanlar, çeşmelere estetik bir hava katmıştır. Cami iki şerefeli iki minareye sahiptir ve bu minareler Damat İbrahim Paşa’nın girişimiyle, Fatih dönemindeki minarelerin kısa görülmesinden dolayı, 1723 yılında yeniden yaptırılmıştır.

Kesme küfeki taşından inşa edilmiş Eyüp Sultan Türbesi, sekizgen plan üzerine kubbeli olarak inşa edilmiştir. Türbenin iç tasarımında kullanılan Kütahya çinileri, III. Selim’in yaptırdığı gümüş şebeke, Eyüp Sultan’ın sandukasını kaplayan II. Mahmut hatırası örtü, Hattat Mustafa Rakım Efendi’ye ve II. Mahmut’a ait olan simli sülüs yazılar türbenin iç dekorasyonunda öne çıkan öğelerdir. Caminin çevresinde birçok türbe bulunmaktadır. Çevredeki hazirede, tarihsel değeri olan lahitler ve mezar taşları da yer almaktadır.

Külliyenin çifte hamam olarak tasarlanmış hamamı ise günümüze ulaşabilen en eski Osmanlı hamamlarından biridir.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen ziyaretçileri için manevi bir atmosfer sağlayan Eyüp Sultan Külliyesi’nde birçok insan dünya dertlerinden sıyrılmak ve huzura kavuşmak için dua etmektedir. Külliyenin etrafını saran, Eyüp Sultan’ın kabrine yakın olmak isteyen birçok kişinin mezarı da külliyenin ve semtin İslam kültüründeki önemini gözler önüne sermektedir.

Sizler de dünya nimetlerinden biraz olsun sıyrılıp nefsinize hâkim olmak, içsel huzura ermek, manevi bir haz duymak için bu kutsal mekânı ziyaret edin…

Saint Antoine Kilisesi, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

18, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Saint Antoine Kilisesi

Seyristanbul.com’un, İstanbul’da gidilmesi gereken yerler kategorisinde yer verebileceği özel bir mekanı tanıtmak istiyoruz. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olarak İstanbul’un çehresine ayrı bir estetik katan St. Antoine Kilisesi

Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üzerindeki Kilise ilk olarak 1725 yılında Osmanlı İmparatorluk Saray ve Devlet hizmetinde bulunan ve ayrıca ticaretle uğraşan özellikle İtalya ve Fransa gibi Katolik ülkelerin vatandaşları ve onların aileleri için inşa edilmiştir.

Yıllar sonra, 23 Ağustos 1906 yılında, İstanbul doğumlu Mimar Giulio Mongeri tarafından yeniden tasarlanmış ve İtalyan rahiplerin yönetiminde İstanbul’daki en büyük Katolik Kilisesi olarak 15 Şubat 1912 yılında ibadete açılmıştır.

İstanbul’daki önde gelen Katolik kiliselerinden biri olan Saint Antoine Kilisesi, 20×50 m ölçülerinde, Latin Hac’ı biçiminde ve İtalyan Neogotik üslupta inşa edilmiştir. Duvarları belirli yüksekliğe kadar mozaik kaplama olan kilise, betonarme olarak inşa edilmiştir. Yapının dış cephe duvarları tuğladandır. Şimdiki cephesi kırmızı tuğla taşlarla örülü Kilisenin avlusuna, İstiklâl Caddesi’nin ilk betonarme yapılarından olan altışar katlı ve birbirlerine bir geçitle bağlanan iki apartman arasından girilir. İstanbul’un kozmopolit yapısının güzel bir örneği olan Saint Antoine Kilisesi’ne gelir sağlamak için inşa edilmiş bu yapılar, St. Antoine Apartmanları’dır.

Laikliğin kabulü ve kıyafet kanunuyla, hangi dinden olursa olsun dini kıyafetlerin Camii-Kilise-Synagog gibi ibadethaneler dışında giyilmesinin yasaklanması nedeniyle sokakta dini üniformalı rahip ve rahibelere rastlanmaz.

İslam Dini’nin hoşgörü anlayışı ve İstanbul şehrinin kozmopolit yapısının sonucu olarak tarihten günümüze miras kalabilmiş ibadethaneler içinde önemli bir yeri olan St. Antoine Kilisesi aslında çok da uzak değil…

Adres: İstiklal Caddesi Galatasaray – Beyoğlu / İstanbul

(İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray Lisesi tarafında, Tünele doğru giderken sol tarafta bulunur.)