Leb-i Derya Rumeli açıldı, İstanbul’da Gezilebilecek Yerler

29, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul' da Yeme-İçme

TERZİ USULÜ DAVETLER!..

Tüm yaşam alanları sahiplerinin karakterlerinden izler taşır. Peki ya davet mekanları?.. Hayatın her anını kendi gibi yaşayanların, kendi davetlerinde yabancı olmayacakları, her köşesinde ruhlarından izler taşıyan bir mekân var şimdilerde: RUMELİ


Beyoğlu’nun öncü ismi Leb-i Derya’nın İstiklal Caddesi’ndeki tarihi Rumeli Han’ın 4. katında hayata geçirdiği proje, kişilerin ya da kurumların kendi felsefelerini, tarzlarını yansıtabilen lansmanların, toplantıların, yemeklerin kısaca her türlü davet fikrinin gerçekleştirilmesine olanak sağlıyor.

Rumeli, dünyada butik kavramının gittikçe daha da ön plana çıktığı günümüzde, sözcüğün hakkını tam olarak vererek, kişilerin beğenilerine uygun, karakterlerini yansıtan, müziğinden çiçeğine, dekorasyonundan mönülerine her türlü detayın Leb-i Derya’nın deyimiyle “terzi usulü” olarak biçimlendirildiği davetlere imza atıyor.

Tarini Han’ın 4. katındaki mekân, Leb-i Derya’nın uzun süren çalışma ve araştırmaları sonucunda oluşturulan Rumeli konseptinin sadece görülen kısmını oluşturuyor. Rumeli’nin arkasında her şeyi en ince ayrıntısına kadar ele alıp, daima en iyiyi sunmayı hedefleyen bir ekip yer alıyor. Bu ekip, organizasyon sahipleriyle bir araya gelerek, geniş Leb-i Derya arşivinin ve deneyiminin katkısıyla kişileri tatmin edecek davetleri her yönüyle detaylandırıyor. Kalabalık aile yemekleri, mini konserler, ürün lansmanları ya da moda çekimi gibi organizasyonlar, tarihi Rumeli Han’ın gizemli, huzurlu, eğlenceli, romantik havasında yaşanabiliyor.

Kokteyl düzeninde 100 kişinin ağırlanabildiği mekânda, oturmalı düzende 22 kişiye kadar hizmet verilebiliyor. Yemekli davetlerde Leb-i Derya mutfağının tecrübesi devreye giriyor. Mevcut set mönülerin haricinde isteğe ve konsepte bağlı olarak farklı ülke mutfaklarına ya da geçmiş dönemlere ait mönüler hazırlanabiliyor.

Kurulduğu günden beri, eşsiz manzarasıyla şehrin denizle olan engellerini kaldıran Leb-i Derya, şimdi ise İstiklal Caddesinin göbeğinde hayallerle olan engelleri ortadan kaldırıyor.

Leb-i Derya Rumeli

İstiklal Caddesi, Rumeli Han

C Blok Kat: 4 No: 43 Beyoğlu

Tel: 0212 251 10 08

Otağtepe, İstanbul’da Gezilebilecek Yerler

28, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Kent Rehberi

Stres içersinde geçirdiğimiz mesai saatlerinden sonra Pazar gününü nasıl en iyi şekilde değerlendireceğimizi düşünürken bu sefer sevdiklerimizle yapacağımız harika bir Pazar kahvaltısını, muhteşem bir manzarayla perçinlemenizi öneriyoruz size…

Bahsettiğimiz yer Otağtepe. Anadolu yakası Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün üst kısmında yer alan, karşısında Rumeli Hisarı, sağında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, solunda 1. Köprü bulunan bu tepe, İstanbul’a bakış açısı en geniş olan, boğaza tamamı ile hakim, masallarda bile anlatılmayı hak eden koca bir tabloyu anımsatıyor size.30 bin metrekarelik yeşil alan üzerinde 711 ağaç 89 çalı, ve 8500 farklı bitkiyle muhteşem bir manzara eşliğinde sizi adeta büyülüyor diyebiliriz. Otağtepe Parkı 8:30 ve  23  arası açık bulunuyor ve giriş ücreti 2 TL.

Otağtepe Parkı 1986 dan başlayıp 2000 yılına kadar süren çalışmalar sayesinde Tema Vakfı tarafından tekrar doğaya kazandırılmış. Tema Vakfının elinin değdiği öyle belli oluyor ki İçersinde tam 15.300 bitki türü yer alıyor ve gerçekten bu kadar farklı bitki türü başka hiçbir yerde bir arada bulunmuyor.

Otağtepe Parkı çok temiz ve bakımlı olmasına rağmen, yeterince ismi duyurulamadığından olsa gerek ki ziyaretçi sayısı pek fazla değil ancak Otağtepe zaman zaman davet ve düğün gibi çeşitli organizasyonlara da ev sahipliği yaptığı için arada bir de olsa, kalabalık gruplara kendini gösterme şansını yakalıyor.

Otağtepe’nin tarihi öneminden kısaca söz etmek gerekirse, Osmanlı’nın en önemli isimlerinden biri olan Yıldırım Bayazıt Anadolu Hisarı’nın hazırlıklarını ve diğer önemli ismi Fatih Sultan Mehmet han

Rumeli Hisarının yapımını ve de gerçek anlamıyla bir efsane olan İstanbul’un fethinin hazırlıklarını bu tepede yapmıştır. Eski bir hikayeye göre Fatih Sultan Mehmet Otağtepe’de İstanbul’un fethini planlarken toprağa iki tohum atar ve bu tohumlar bugün Otağtepe’nin girişinde bulunan iki Selvi ağacını oluşturur. İlginç olan taraf şu ki, bu ağaçlara uzaktan bakıldığında bir at ve üzerinde bir insan figürü çizdiğini görebiliyorsunuz bazıları hayal gücü diye nitelendirse de bu görüntünün Fatih Sultan Mehmet ve atını simgelediği söyleniyor. Otağtepe manzarası kadar bu yönüyle de ziyaretçiler tarafından ilgiyi üzerine çekiyor. Görevlilerle konuştuğunuzda ağaçlara herhangi bir müdahalede bulunulmadan kendi halinde bu şekli aldığını söylüyorlar.

Ağaçların hemen yanında Otağ kafe bulunuyor. Cafede çayınızı yudumlarken İstanbul’u seyretme imkanı da daha keyifli bir hale geliyor. Kafede fiyatlar 5- 15 TL  arasında değişiyor,farklı bir mekan isterseniz Otağ kafe’den daha lüks olan Güzelcehisar Kafe’yi de seçebilirsiniz.Fiyatları Otağ kafe’ye göre biraz daha pahalı olan bu kafeden de aynı eşsiz manzarayı farklı bir açıdan görme şansını yakalayabilirsiniz..

Sevdiklerinizle geçireceğiniz güzel bir Pazar günü için kahvaltıda burayı seçebilir ve yolculuğunuza buradan başlayabilirsiniz…

Not: Bu yazı editörümüz Nazife Akkan tarafından hazırlanmıştır.

Süleymaniye Külliyesi, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

22, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Süleymaniye Külliyesi

Osmanlı Tarihi’nden günümüze kalmış en önemli eserlerden biri olarak ziyaretçilerini bekleyen Süleymaniye Külliyesi’ni tanıtmak istiyoruz.

Süleymaniye Külliyesi, Eminönü ilçesinde, kendi adıyla anılan semttedir. İstanbul yarımadasının Haliç, Marmara, Topkapı Sarayı ve Boğaziçi’ni gören ortadaki en yüksek tepesinde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan caminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557’de tamamlanmıştır. Bozcaada, İzmit, Mut, Ezine, Gazze ve Lübnan gibi farklı yerlerden taş örnekleri ve sütunlar İstanbul’a taşınmış; Külliye’nin yapımında kullanılmak için İmparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden malzemeler getirtilmiştir.

Osmanlı külliyeleri içinde Fatih Külliyesi’nden sonra ikinci büyük külliye olan Süleymaniye Külliyesi’nin 15 bölümünden biri, Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii’dir. Medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânların merkezinde olacak şekilde inşa edilen Cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekâbirin yerleştiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez olma özelliği taşımaktadır. Diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi avlunun dört köşesine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları inanılmazdır. Caminin dört minaresi, Kanuni’nin İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah oluşunu; minarelerdeki on şerefeyse, Osmanlı tarihinin onuncu padişahı oluşunu simgeler. Caminin ana kubbesinin kemeri, Mimar Sinan tarafından Kemeri Kübra, yani Kudret Kemeri olarak adlandırılmıştır. Cami 128 adet pencereyle ve onlarca kandille aydınlatılmış; bu kandillerden çıkan isin duvarları kirletmemesi ve ayrıca; isten hat sanatında kullanılan mürekkep yapımında yararlanmak için girişin üzerine bir is odası inşa edilmiştir.

Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarına paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi`nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam, 1980`de restore edilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin en ihtişamlı günlerinin mirası olarak günümüze kalan Külliye’nin kuzeybatısına düşen yolda ve cami bahçesinin karşısında Külliye yemekhanesi Darüzziyafe ve Külliye misafirhanesi olan Tabhane bulunur. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır.

Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan`a ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin kubbesi yıldızlarla donanmış gökyüzü imajını vermesi için, içeriden, metalik plakalar arasına yerleştirilmiş pırlantalarla (elmaslarla) süslenmiştir. Kanuni‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan da gömülüdür. Büyük bir ustalıkla bu muhteşem esere hayat veren Mimar Sinan’ın türbesi ise dış avlu duvarlarının karşısında mütevazı küçük bir yapıdır.

Süleymaniye Camii hakkında ayrıntılı bilgi için

Web : http://www.suleymaniyecamii.com/

Silivri, İstanbul’da Gezilebilecek Yerler

21, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Kent Rehberi

Silivri

Bu yazımızda, İstanbul il merkezinin 67 kilometre batısında, Avrupa Yakası’nda E-5 (yeni adıyla D-100) karayolu üzerinde bulunan, Marmara Denizi’ne kıyısı olan bir sahil kentini tanıtacağız. İstanbul‘a yakınlığı, konaklama ve dinlenme tesisleri ile İstanbul‘luların hafta sonu tatilleri için tercih ettiği şirin bir yerleşim yeri, Silivri

Yoğurduyla da ünlü olan Silivri‘nin ilk kuruluşu M.Ö. 1500 senelerine kadar uzanıyor. Antik çağdaki isminin Selymbria veya Selybria olduğu bilinen kent, doğal bir limana sahip olması ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması sebebiyle her dönemde önemini korumuştur.

Silivri yönetim bakımından tarihsel gelişim içerisinde çeşitli dönemlerde değişik livalara bağlanmıştır. 1867 yılında kaza olan Silivri, 1876’da Çatalca sancak halini alınca buranın bir ilçesi haline getirtildi. 1926’da Çatalca İstanbul’a bir kaza olarak bağlandığından Silivri de bu tarihten itibaren İstanbul’un kazası oldu. Bugün sosyal, ekonomik, kültürel ve turizm alanlarında hızla gelişerek Türkiye Cumhuriyeti’nin modern kent kimliğine ulaşma ve kalkınma yolunda önemli adımlar atan Silivri’nin, 18 köyü ve 8 beldesi bulunur ve ilçenin merkezi ise 7 mahalleye ayrılmıştır.

İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri olan Silivri, Türkiye’de en güzel yoğurdun yapıldığı yerdir ve şu anda Silivri’de yapılan uluslararası yoğurt festivaliyle Silivri’nin meşhur yoğurt geleneği sürmektedir.

Marmara Denizinin en güzel kıyı ilçesi olan Silivri’nin ekonomisi, Turizm ve Sayfiye yaşamından oluşmaktadır. Balık da yoğurt gibi kentin en meşhur yiyecekleri arasındadır.

Bu şirin kent, doğal bir limana sahip olması ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması sebebiyle her dönemde önemini korumuştur. Aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ticaret merkezi olan İstanbul ve Kocaeli Yarımadası’nın giriş noktası olması nedeniyle önemli ve avantajlı bir konuma sahiptir. İlçenin az engebeli yapısı, Trakya ikliminin etkilerinin görülmesi ve verimli toprak yapısı nedeniyle büyük bir tarım potansiyeline sahiptir. Sahip olduğu yeşil alanlarla huzurlu bir ortam sunan Silivri, İstanbul‘un gelişimine paralel olarak gelişmiş ve şehrin karmaşasından uzak, dört mevsim huzurla yaşanabilecek uygar bir kent haline gelmiştir.

Tatil ve gezi için İstanbul’dan vazgeçemiyorsanız şehrin bu güzel ilçesini mutlaka ziyaret edin…

Silivri Belediyesi:

Telefon : 0212. 727 10 02

Faks : 0212. 727 24 88

Mail : baskan@silivri.bel.tr

Web : www.silivri.bel.tr

Silivri Kaymakamlığı:

Tel : 0212. 727 10 01 – 0212. 728 37 42

Faks : 0212. 727 93 35

Mail : silivri@istanbul.gov.tr

Web : http://www.silivri.gov.tr/

Hidiv Kasrı, İstanbul’daki Tarihi Mekanlar

20, October 2009 Gönderen  
Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Hidiv Kasrı

Tarihimizin önemli eserlerinden birini daha tanıtmak istiyoruz. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur tarafından Klasik Türk Mutfağı’ndan lezzetler sunan bir restoran olarak işletilen, aynı zamanda düğün, seminer ve toplantılara da ev sahipliği yapan Hidiv Kasrı, yeni konuklarını bekliyor…

Mısır bağımsızlığını ilan ettiği sırada, İstanbul’da V. Mehmet Reşat’la görüşmede bulunan Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa, görevinden alınır. Ailesi ile birlikte İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında bulunan Beykoz ilçesine yerleşir. Abbas Hilmi Paşa bu ilçede, 1907’de İtalyan Mimar Delfo Seminati’ye Çubuklu sırtlarında inşa ettirdiği, 1000 m2’lik alanda ve “art-nouveau” süsleme tarzına sahip Hidiv Kasrı’na yerleşir. Hıdiv, Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır valilerine verdiği unvandır.

Hidiv Kasrı’nın ana girişinin ortasında mermerden yapılmış ihtişamlı bir çeşme vardır. Ayrıca içerisinde birçok çeşme ve havuz bulunan Kasrın salonları arasındaki bağlantılar, havuzun etrafında daire çizer ve bu daire yalnızca giriş holünde kesilir.

Tavanı vitrayla kaplı Hidiv Kasrı’nın giriş katında şömineli salonun üstünde, daire biçimindeki parçada yer alan iki büyük yatak odaları oldukça dikkat çekici şekilde tasarlanmıştır. Binanın bir diğer özelliği ise; Boğaziçi’nin yarısının seyredilebildiği kulesidir. Hem asansör, hem de merdivenle çıkılabilen bu kulenin balkonlu bir orta katı ve üstü açık bir terası mevcuttur. Aynı zamanda üst katta özel odalar da vardır. Ünü Avrupa’ ya kadar giden ve İstanbul ‘un en büyük gül bahçesine sahip bu mekânın bir özelliği de Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren kulesinin İstanbul ‘un zamanında buharla çalışan ilk asansörlerinden birine sahip oluşudur.

Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın 1930’lu yıllarda İstanbul‘u terk etmesinden sonra İstanbul Belediyesi’nce satın alınan Hidiv Kasrı, 1937–1982 yılları arasında pek kullanılmamıştır. Sadece zaman zaman film çekimi için kiraya verilmiş, fakat bu esnada çok hor davranılmış ve hatta yeterli ışık gelsin diye tavandaki çok değerli vitraylar dahi kırılmıştır. 1982 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından restorasyon başlatılmış ve 1984 yılında otel, restoran ve kafe olarak hizmete girmiştir.

1980’lerde Çelik Gülersoy tarafından restore edilen Kasır, bir süre otel olarak hizmet vermiştir. Şu anda lokanta ve sosyal tesis olarak kullanılmaktadır.

Müthiş manzarası ile yeşillikler içindeki bu huzurlu mekânda yemek keyfini sakın kaçırmayın…

Adres : Hıdiv Yolu No:32, Çubuklu – Beykoz / İstanbul

Tel : 0216. 413 96 44

Sonraki sayfa »