Mehmet Akif Ersoy Şiiri, Bayram Şiiri, İstanbul Şiirleri

26, February 2009 Gönderen Istanbul  
Yazının kategorisi En Güzel İstanbul Şiirleri

Mehmet Akif Ersoyi İstiklal Marşı’mızın  yazarı olmakla birlikte çok değerli bir edebiyat ustasıdır.Onu bütün eserlerini saygıyla anmak gerekir. Aşağıdaki İstanbul ile ilgili Bayram şiiri de onun büyük eserlerinden birisidir.

Bayram Mehmed Akif Ersoy 
 
 
Gelin de bayramı Fatih’te seyredin, zira
Hayale, hatıra sığmaz o herc ü merc-i safa,
Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan
Tutun da, ta dedemiz demlerinden arta kalan,
Asırlar ölçüsü boy boy asalı nesle kadar,
Büyük küçük bütün efrad-ı belde, hepsi de var!
Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,
İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,
Biraz gidin; Kocaman bir çadır… önünde bütün,
Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için
Nöbetle bekleşiyorlar; acep içinde ne var?
“Caponya’dan gelen insan suratlı bir canavar!”
Geçin: sırayla çadırlar, önünde her birinin.
Diyor: “Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.”
Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir ilan,
“Alın gözüm buna derler…” sedası her yandan.
Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:
Gelen yapışmada bir, mutlaka o saplı tele,
Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi
İnince binmede artık onun da hemşerisi:
“Hak okka çünki bu kantar… Frenk icadı gıram
Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.”
“Muhallebim ne de kaymak!
“Şifalıdır macun!”
“Simit mi istedin ağa!” “Yokmuş onluğun, dursun.”
O başta: Kuskunu kopmuş eğerli düldüller
Bu başta: Paldımı düşmüş semerli bülbüller
Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,
Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;
Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan
Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan
Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer…
Ferag-ı bal ile birden geviş getirmedeler,

İlhan Berk Şiiri, Haliç Şiiri, İstanbul Şiirleri

24, February 2009 Gönderen Istanbul  
Yazının kategorisi En Güzel İstanbul Şiirleri

İlhan Berk, baslangicindan bugüne, yazdigi siirlerle hep günümüzün en ilginç ve en genç sairlerinden biridir.  Destansi yönünün agir bastigi, adeta bir Türk Walt Whitman’i olarak adlandirildigi dönemde Istanbul 1939-47 (1947), Günaydin Yeryüzü (1952), Türkiye Sarkisi (1953) ve Köroglu (1955)’nu yayimlamisti.

Haliç İlhan Berk
 
 
Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce
Çıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumun
Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı
Ve korkunç hüzünler taşıyan
Ve Eylül yüzlü.
Eylül, bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de
(ki bir Ortodaks kilisesine devam ediyordur
lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgarda
ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı
ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı
Balat’a)
Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra da
Ve Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyor
Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa.
Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.
Ve eski yeşil denilen bir yeşil
Ve bir su çarkı
(yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği
gözleri bağlı. Sefil.)
köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmialtı yaşımla
arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm.
Bir dağ istiridyesi gibi de sarı
Belli bir kızı seviyorum ve hep geceleri çıkıyor.
Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve
Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır
Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim yer yere
Ve bir sıkıntıya alt katlarda otura
Ve hiç çıkmayan.
Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti
Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saatı
Sütlüce’yi. Sütlüce’deki bir avluyu
Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını
Ve bir yağmuru, yeraltlarını dolaşan. Yinimin
Atlasında gidip gelen
Ve kalan
Uzuyor su. Kasımpaşa’da bir balıkçının tablası
Nişancı Ahmet Paşa Çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru
Ki yalnız Fener’e, Kasımpaşa’ya, Eyüp’e uğrar ve
Elli hissesini Valide Sultan almıştır
Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri
Ve elleri.
(…..) Ve incecik kemiği bir şiirin
Bir deniz kıyısında

 

 

 

Sunay Akın Şiiri, At Kokusu Şiiri, İstanbul Şiirleri

24, February 2009 Gönderen Istanbul  
Yazının kategorisi En Güzel İstanbul Şiirleri

Sunay Akın, Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya Bölümü’nden mezun oldu. Ilk siirleri 1984’te dergilerde yayinlandi. Arkadaslariyla birlikte 1989’da Yeni Yaprak, 1990’de Olmaz adli siir dergilerini çikardi. Şu anda İstanbulda yaşamaktadır.

At Kokusu Sunay Akın

Son evi gösterin bana İstanbul` da
vapur sesinin duyulduğu
ki kapısını çalıp
söyleyeyim içindekilere
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
eski iskeleleri
sahil yoluyla ayırdıklarını
denizden
Karşılığında ben de size
kanaryası ölüp kuaför salonuna dönüşmeyen
kaç mahalle berberinin
kaldığını söylerim
ya da kaç fötr şapkanın
tutsak olduğunu
köhne bir konağın
askısında
Kaç faytoncunun
artık taksicilik yaptığını da bilirim
ama söylemem
onu da siz bulun
dikiz aynasına takılı boncuklardaki
at kokusundan

Bir Başka Tepeden Şiiri, Yahya Kemal Beyatlı Şiiri, İstanbul Şiirleri

16, February 2009 Gönderen Istanbul  
Yazının kategorisi En Güzel İstanbul Şiirleri

Yahya Kemal Beyatlı, klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine özgü bir şair olmuştur. Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî değerlere bağlı kalmış büyük bir şairimizdir.

Bir Başka Tepeden Yahya Kemal Beyatlı

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Ziya Osman Saba Şiiri, İstanbul Şiiri, Seni Görüyorum Yine İstanbul Şiiri

13, February 2009 Gönderen Istanbul  
Yazının kategorisi En Güzel İstanbul Şiirleri

Şiirlerinde İstanbul sevgisi, Tanrı’ya şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları gözlemci ve dışavurumcu bir tarzla işlemiştir. Ziya Osman Saba, genellikle hece ölçüsünü kimi zaman da serbest ölçüyü de kullanmış olan Türk edebiyatının unutulmaz şairlerinden birisidir.

İstanbul Ziya Osman Saba

Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.
Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.
Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…
Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.
Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi dolu çamaşır.”
Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

Bizi Twitterdan Takip Edini


Sonraki sayfa »