Haydarpaşa Garı, Haydarpaşa Tren Garı

Yazının kategorisi İstanbul Tarihi Mekanları

Köyden kente göçün sembolü haline gelen Haydarpaşa Garı, otobanların hayatımıza henüz girmediği günlerde gurbetçilerin İstanbul’a varış noktasıydı. Sıra sıra peronlar onlarca yıldır coşkulu kavuşmalara, sessiz ayrılıklara, hayallerin yıkılmasına tanıklık ediyor.

Haydarpaşa garında

1941 baharında

saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

Yorgunluk ve telaş.

Bir adam

Merdivenlerde duruyor

bir şeyler düşünerek. (…)

Diye başlar Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı kitabı. Usta şairin kitabının hemen başında Haydarpaşa Garı’ndan bahsetmesi boşuna değildir. Burası, Anadolu’dan taşı toprağı altın olan İstanbul’a akın eden milyonlarca insanın kente ilk ayak bastıkları yerdir. Zaten memleketimizde ne kadar insan manzarası varsa burada bulmak mümkündür. Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısı Haydarpaşa, otobanların hayatımıza girmediği yıllarda farklı kültür ve coğrafyadan insalara İstanbul’un kapılarını açtı. Trenler gitti, trenler geldi. Sıra sıra peronlar coşkulu kavuşmalara, sessiz ayrılıklara, hayallerin yıkılmasına tanıklık etti. Anadolu Yakası’nın bu görkemli ve şık binası, aynı zamanda Yeşilçam filmlerin olmazsa olmaz mekanlarından biri haline geldi. Yönetmenler, köyden kente göçün sembolü haline gelen garın değerini anlayarak senaryolarında sık sık yer vermeye başladı. Ülkenin yaşadığı değişime tanıklık eden bu tarihi yapı, Marmaray Projesi’nin hayata geçirilmesiyle 2009’da işlevsiz kalacak. Otel yapılması düşünülen yapının geleceğini bir yana bırakarak geçmişine göz atalım…

17. yüzyıl Ermeni tarihçilerinden Eremya Çelebi Kömürciyan’ın yazdıklarından, bu bölgenin Bizans imparatorları için şehir çevresindeki en önemli dinlenme yerlerden biri olduğunu ve azizlik mertebesine yükselmiş patrikler için inşa edilmiş bir saray yapısı bulunduğunu öğreniyoruz. Bölgenin ismini nereden aldığına dairse çeşitli rivayetler söz konusu. Bunlardan en akla yatanı ise, 1533’te vezirliğe yükseltilen Hadım Haydar Paşa’nın bahçesi burada bulunduğu için semtin bu adı almış olması. Tarih boyunca yoğun bir yapılaşmaya sahne olmayan bölge, 19. yüzyıla kadar neredeyse bağ ve bahçelerle kaplı bir çayırlık olarak kalmış. Osmanlı, bu bölgeyi dinlenme alanı ve özellikle saray atlarının beslenme yeri olarak kullanmış. Osmanlı’da her yıl bahar aylarında saray atlarının çayıra çıkarılması bir gelenek halini almıştı. Baharın gelmesiyle atlar süslenir ve padişahın önünden geçirilirmiş. Mevsim boyunca kurulan çadırlarda eğlenceler düzenlenirmiş. Haydarpaşa, ordunun Anadolu seferleri için de bir toplanma yeri olarak kullanılırmış. Bölgedeki en köklü değişiklik 1873’te İstanbul-İzmit demiryolu hattının açılmasıyla yaşanır. Çayırlık alanı ikiye bölen demiryolunun bitiş noktası olan Haydarpaşa Koyu’nun kuzeyine bir gar inşa edilir.

Demiryolu ağının zamanla genişlemesiyle garın önemi daha da artar ve 2. Abdülhamid döneminde talebi karşılayamaz hale gelen garın yerine bugünkü gar binasının yapılması kararlaştırılır. Yapımına 30 Mayıs 1906 yılında başlanan ve 19 Ağustos 1908’de tamamlanan bu görkemli yapının mimarlığını iki Alman; Otto Ritter ve Helmuth Cuno üstlenir. İnşaat çalışmalarını Anadolu Bağdat adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirir. I. Dünya Savaşı’nın yaklaşmakta olduğu o yıllarda Almanlar görkemli bir bina inşa ederek Bağdat’a kadar devam eden tren yoluna verdikleri önemi vurgulamak isterler.

U planlı gar binası, her biri 21 metre uzunluğundaki 1100 ahşap kazık üzerine inşa edilir.  Avrupa Barok mimarlığından ve Alman Rönesansı gibi üslüplardan etkilenilerek inşa edilen binanın dış cephesinde Bilecik’ten getirilen getirilen neme karşı dayanıklı olan dekoratif Lefke taşları kullanılır. 5 katlı yapının her katında bir koridor etrafında sıralanmış ve bugün büro olarak kullanılan odalar inşa edilir. Gar binası bugüne dek iki ağır hasar alır. Bunlardan ilki 6 Eylül 1917’de gerçekleşir. Anadolu’ya gönderilmek üzere depolanan cephane, bir İngiliz ajan tarafından havaya uçurulur ancak çatısı dışında aslına uygun olarak restore edilir. Daha önce sivri üçgen kesitli olan çatı, kırıklı olarak yeniden inşa edilir. İkincisi ise Haydarpaşa Limanı açıklarında meydana gelen tanker kazası sırasında olur. 15 Kasım 1979’da Haydarpaşa açıklarında Independanta adlı petrol tankeri infilak eder ve 15 gün boyunca yanan tankerdeki patlamaların etkisiyle garın renkli vitrayları paramparça olur.

Yorumlarınız..


Sen de Yorum Yazmak ister misin?